10 Eylül 2010 Cuma

Bedel...

Ve bir anda ödemediğin bir bedel hakkında yaşamadığın bir hikâye anlatırsın. Sevgiyi istemek mi ölümü dilemek mi? Kelimeler ve kavramlar kafanda uçuşurken hissettiklerini anlamlandırmakta bir türlü o kelimeleri ve kavramları beğenmezsin... Yetersiz olduğuna mı üzülmelisin yoksa hissettiklerinin yaşadıklarından daha karmaşık ve anlamlı olduğuna mı inanmak istersin bilinmez düşünmeyi bırakıp hissettiklerine yoğunlaşırsın...Pencereyi açarak soğuğu içeri davet ettikten sonra gözlerini kapatıp dinlediğin şarkının melodisine kendini bırakırsın... Artık kendini ve içindekileri tanımlamıyorsundur... Artık sen sadece düşündüklerinden ibaret değilsindir. Farkettiğin şey, hissettiğin huzur güzel olduğu ölçüsünde geçicidir de... ama sen o yaşadığın âna teşekkür eder ve hayatına devam edersin.Değişen bir şey yoktur. Bu hayat hâlâ güzel bir hayat...


Ve yine tüm bunları düşündüğün bir gece daha biter. Her sabah olduğu gibi bu sabah da gözlerini açmakta zorlanırsın. Her nedense uykudan uyanmak, boyut değiştirmek, madde âlemine dönmek zor gelmektedir. Uyandıktan belirli bir süre geçinceye kadar ağzından tek kelime çıkmaz. Çünkü bir büyünün bozulması gibidir konuşman. Uyduğun zamanda, seni bir şekilde esir eden bedenin ve beynin artık pasifize olmuştur. Artık sende hükümdar, Gönül ve ruhtur. Ama bu tür bir şeyle günlük hayatı yaşamak, insanlarla diyalog kurmak imkânsızdır. Bu yüzden hiç istemesen de uyanmak zorundasındır.


Esasında sevip sevmediğini bilmediğin, özlemekten korktuğundan mı, yoksa layık mı olamadığından bilinmez arayamadığın, soramadığın ama için için yanıp kavrulduğun, her gece yatmadan önce mutlaka düşündüğün, utanarak yorganını yüzüne kapadığın... Kimseye anlatamadığın, anlatsan da kimsenin anlayamayacağı o gerçek... Ama laf olsun diye değil... Harbiden "gerçek"!!! Tüm bu anlamsızlık içinde onca zaman içinde senin için anlamını asla yitirmeyen, sana hiç ihanet etmeyen, hep bir şeyler veren ama kendisi için hiç bir şey beklemeyen bir şey. Bana yazı yazdıran beni düşündüren bir şey. Layık olamadığımı düşündüğüm için karşısında ezildiğim bir şey. Varoluş sebebim...Özlediğim tek şey... Karşısında dim dik, eğilmeden durmadığım tek şey... Tek kişi...




Aslında seni üzen, seni hüzünlendiren, hıçkıra hıçkıra ağlatan, seni diğer insanlardan ayırdığı kadar onları anlamanı da sağlayan ama yine de bir türlü "ya hu tamam da, başka türlü olamaz mıydı?" diye sormaktan alıkoyamayan, sahip olduğun o şeyi kaybetmekten korkmaz mısın? Eğer kaybedecek kadar kötüysen, ona nasıl oldu da layık olabildin ki? İnanmıyorum ortada hata olduğuna. Ama işin garip tarafı o ki, hata olmayışı daha bir kötü ediyor adamı. Anlayamıyorsun ki... Sorgulasan neyi sorgulayacaksın? Kendini mi? Kaderi mi? Hayatı mı? İnsanlardan vazgeçtik zaten. Ve bir anda düşünmeyi bırakıp hissetiklerine yoğunlaşırsın. Sorunun kaynağı da orda, çözümü de orda, ebed ve ezel de orda... Olduğunu düşündüğün yerde değilsin belki de. Ve bir anda düşünmeyi bırakıp hissettiklerine yoğunlaşırsın. Hayat burda.Ben burdayım.
14/3/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder