10 Eylül 2010 Cuma

Ben

Çevremdeki insanlara yoğunlaşıyorum bazen... Aslında yalnız değilsem çevremdekilerle sürekli bir empati halinde olduğumdan kendimi etkin bir şekilde dinleyemediğim için bir anlamda rahatsızlık duyarım. Tabi bu noktada beni sevdiğini hissettiğim insanlar ayrı. Onlarla göz teması kurmak güzel... Geçenlerde ablama dedim. “Ben senin, ağabeyimin, kardeşimin, babamın ve annemin sevgisini hissediyorum. Bizim gönüllerimiz bir.”Konuşurken ne söylediğimin, hayatında yaşadıklarınla ne kadar ilgili olduğumun, merak ettiğimin, sorunlarına ne kadar önem verdiğimin çok da önemi yok. Sevgi bir gönül olayıdır. 2 insan konuşurken bunu hissedebilir. Ben hissediyorum. Eminim onlar da hissediyorlar benim sevgimi. Bunu isimlendirmeye de gerek yok. Sadece benim yaptığım gibi söylenmesi en güzel zamanda bunu söylemek güzel...Ve bunu söylemek kolay değil. Bizim yetişme tarzımız belli. Utandırılarak büyüdük biz. Benim umursamaz tavrımı bilirler. Bana telefon açtıkları zaman “zamanını almayayım, rahatsız mı ediyorum” kaygısı ile muhabbete başlarlar. Bu bir saygıdır. Bunu kazanmak da kolay değildir. Ancak aynı saygıyı sunarsan bunu elde edebilirsin.


Şimdi benimle sanal ya da gerçek, muhabbete girenlere bakıyorum. Bazısı bir şeyler bekliyor. Değer verdiğimi göstermemi bekliyorlar. Özel olduklarını düşünmemi ve anlamamı istiyorlar. Kendi içinde bunu kabul edemeyenler ise uzak durmayı tercih ediyor ki, ben bundan ötürü onlara minnettarım… Bu benim üstün bir varlık olmamdan falan değil. (Eminim birçok kişi kendimi böyle gördüğümü düşünüyordur. Ben sadece kendisini seven ve kendiyle barışık bir insanım. ) İnsanlar benden bunu bekliyor çünkü çoğunun aksine ben sadece hak edene değer veririm. Diğer birçokları gibi “bana değer verir” beklentisi ile insanlara değer vermiyorum. Kendimi tanıyorum bu sayede bir duruş belirliyorum. Sahtekârlık yok yani.

İnsanlar ne kadar gözünü kaparsa kapasın sahteliğin farkına varır. Aslında komik ve çocukça “aşk ilişkilerinde” bir türlü istediklerini yaşayamamalarının bir sebebi de bu. Sevince her şeyin hallolacağını sanıyorlar.(Gerçekten seviyorlar mı yoksa sadece sevilme ümidiyle seviyor rolü mü oynuyorlar o da ayrı mevzu.) Hâlbuki 2 insan arasında kurulacak her hangi bir ilişkinin çok temel önem öncelikleri vardır. Karşındaki insanı dinlemeyi bileceksin… Kendi söz sıranın gelmesini beklemeyeceksin sadece… Onun bir insan olduğunu, kendine ait istekleri, öncelikleri, değer yargıları, yaşam biçimi olduğunu kabul edeceksin. Bunlar üzerinde bir dayatmaya gidersen, bunları aşağılamaya çalışırsan o ilişki sakat bir hal alır. Sürekli ayakkabı alan bir kadına “ne anlıyorsun habire bunları almaktan?”, maç izleyen bir erkeğe “ne anlıyorsunuz şundan 22 kişi bir topun peşinden koşuyor?” derseniz ortak noktalarda buluşmak imkânsızlaşır. Çünkü bunlar kişinin varoluş biçimini sorgular. Bunlara verilecek tek cevap “sanane”dir ki, bu cevap da bir iletişim ortamında verilmesi gereken en son sevaptır.

Benim muhabbetlerimde karşımdaki insanı yok sayan ve tepeden bakan alaycı bir tarzda cevaplar verdiğim iddia edilir. Normal muhabbetlerde böyle bir şey yok esasında. Ama hayata dair, insanlığa dair konularda yaşamadıkları şeylerde ahkâm kesenlere çok sert çıkarım. Bunu anlamak çok kolaydır bence. Bir cümle öncesinde veya bir cümle sonrasında kendini belli eder çünkü. Kendisiyle barışık olmaktan bahsederken kompleks dolu bir cümle sarfeder mesela… Tabi bunları bu şekilde yüzüne vurmaktansa fikri tokatlamayı tercih ederim. Gerçi çoğu kez havanda su dövüyorum gibi geliyor. Kime ne anlatıyorsun ki? Aslında ne fikir ne bilgi ne yaşantı… Hisler var ya hisler… İşte olay onlarda bitiyor. Benim hissettiğim güzellikleri hissetmeden kendince bana hesap tutmaya çalışanlara acıyorum sadece. Ben çok bilgili bir insan değilim. Son 4 yılda toplasan 20 kitap falan okumuşumdur. Bu benim en büyük zaafım. Bir şekilde kitap okuyamaz oldum. Bunun sebebini ve çözümünü biliyorum ama bu konu dışı… Ben bilgili bir insan değilim ama kendisini, hayatı, insanlığı, kendisine öğretilenleri sorgulayan, hislerini dinleyen, onları kelimelere dökmeye çalışan bir insanım. Ben sonsuzu arıyorum. Beni güçlü kılan tek şey bu… Gerisi kabuktan yaşamın angaryadan hikâyeleri... 02:25 27/3/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder