5 Eylül 2010 Pazar

Ey sevgili...En sevgili...

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin.
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği.
Bütün törenlerin, şölenlerin, ayinlerin, yortuların dışında.
Sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim.
Af dilemeye geldim, affa layık olmasam da.
Uzatma dünya sürgünümü benim.
Güneşi bahardan koparıp,
Aşkın bu en onulmazından koparıp,
Bir tuz bulutu gibi,
Savuran yüreğime,
Ah uzatma dünya sürgünümü benim.
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil,
Ayaklarımdan belli.
Lambalar eğri,
Aynalar akrep meleği,
Zaman çarpılmış atın son hayali.
Ev miras değil mirasın hayaleti,
Ey gönlümün doğurduğu,
Büyüttüğü emzirdiği,
Kuş tüyünden,
Ve kuş sütünden,
Geceler ve gündüzlerde,
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği,
Sevgili...
En sevgili...
Ey sevgili...
Uzatma dünya sürgünümü benim.

Bütün şiirlerde söylediğim sensin.
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin.
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın.
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için.
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini.
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini.
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini.
Sevgili...
En sevgili...
Ey sevgili...
Uzatma dünya sürgünümü benim.

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta,
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında,
Çatı katlarında bodrum katlarında,
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba,
Hep Kanlıca'da Emirgan'da,
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında,
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında.
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında,
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim.
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da,
Ey çağdaş Kudüs (Meryem),
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha),
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi,
Sevgili...
En sevgili...
Ey sevgili...
Uzatma dünya sürgünümü benim.

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında.
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında.
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında.
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında.
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında.
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda,
Verilmemiş hesapların korkusuyla,
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim.
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da.
Sevgili...
En sevgili...
Ey sevgili...
Uzatma dünya sürgünümü benim.

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır?
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır.
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır.
Yoktan da vardan da ötede bir "Var" vardır.
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır.
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır.
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır.
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır.
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır.
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır.
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır.
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır.
Sevgili...
En sevgili...
Ey sevgili...

Sezai Karakoç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder