10 Eylül 2010 Cuma

İtiraflarım

İnananların pek çoğunun inancı çok zayıf temeller üzerine kurulu. Kumdan kale gibi kolayca yıkılıyor. Ama inanma isteği (bence) insanın ruhunun-gönlünün getirdiği bir zorunluluk. Bu yüzden ne kadar zayıf olsa bile varlığını sürdürüyor. İnanmayan birisinin benim inancım hakkında atıp tutması şahsen beni hiç etkilemez. İnancı sağlam olan kimseyi etkilememesi gerekir.

İnanmayanların ise bence kaçınılmaz gerçek olan ölüm yüzünden tüm anlam atıfları yetersiz. Bu bence olan bir şey. Çünkü bence biten şey varolmamıştır. Az önce bahsettiğim o ruhun ve gönlün getirdiği inanma arzusunu reddetmenin ise boşluk ve acıyı getirmesi kuvvetle muhtemel. Bu bence... Eğer ben hayatımdan Allah'ı çıkarsaydım bunları hissederdim.

Ben kendi din algımı anlatayım.Bizim İtikatte Mezhebimiz Maturudiye dayanır ve o der ki "kişinin dini aklı kadardır".

Cennet-Cehennem birer simge. Öldükten sonra zaman boyutunun olmadığı bir devreye geçeceğimizi söyleniyor.Ve ben buna iannıyorum. Esasında zaman diye bir şeyin olmadığını üst boyuta çıkınca anlıyoruz. Ne yaşanıyorsa şu anda yaşanıyor. Ama beyin-nefs şu an yaşananı kendince anlamlandırıyor. Zaman ekseninde düşünmek zorundayız şu an. Başlangıç ve bitiş olarak. Oysa gerçeğinde sadece form değiştiriyor. Hz.Ali İle Peygamberimiz konuşuyorlarken Peygamberimiz "Hiç bir şey yokken O vardı" diyor. Hz.Ali bunun üstüne "Halen öyle" diyor. Böyle bir bilgiyi beynen algılamak mümkün değil. Allah2ı anlamak mümkün değil zaten. Sadece bence içimizde varolan o sezgiyi günlük hayata aksettiremesek de reddetmememiz gerekiyor.

Elest dediğimiz an şu anda. Allah tüm ruhları yaratmış ve sormuş: "Ben sizin Rabbiminiz değil miyim?" Ama ses öyle bir ses ki her taraftan geliyor. "Ben sizin Rabbiminiz değil miyim?" ... Kalbimizden, damarlarımızda,kulaklarımızdan her taraftan. Bir an insan duruyor ve "acaba ben miyim Tanrı?" diye düşünüyor... Tam alemler yok olacakken Peygamberimiz çıkıyor ve "Evet sen bizim rabbimizsin" diyor. Bunu diyen nefs. Yani Allah tek iken kendisini bilmeyi ve sevmeyi istediğinden insanı yaratıyor. Seçme şansı verdiği kulu yaratıyor. Şu an yaşadığımız şey elest. Cehennem ise inanmayanların-inanamayanların bazı anlarda çektiği ızdırap. Cennet ise bir huzur. Cennet de Cehennem de şu an her insanın içinde zaman zaman ve bazılarının içinde biri sürekli yaşanıyor. İnsan çok karmaşık bir varlık. Din ise bu karmaşadan çıkmanın formüllerini küçük küçük veriyor. İbadetler İnsanın kendisiyle(ruh-gönül-nefs-beden olarak) , toplumla, doğayla barışık yaşamasını amaçlıyor. Sevap denilen şeyler insanın yapması durumunda bu hayatı olumlu ve huzurlu yaşamasını sağlıyor. Ben Cumaya bile gitmem. Ama sabah namazını kılmayı severim. Çok büyük huzur bulurum.
(Ben Cumaya bile gitmiyorum derken bunu bir övünç olarak söylemiyorum. Namaza ve ibadetlere inanıyorum ve kendi aklımca bunları yapmamayı meşru kılacak gerekçeler üretmiyorum yanlış anlaşılmasın. Sadece bir insanım ve hissettiğim ölçüsünde yaşamaya çalışıyorum.)İnanmayan bir insan için çok komik bir şey olan o eğilip kalkma ritüeli beni rahatlatıyor. Korktuğum için yapmıyorum. Cennet hayali kurmuyorum. Dua bile etmiyorum çok uzun zamandır. Allah diye bir varlığın tüm her şeyi kapladığını ve gerçekten iyi olduğunu hissediyorum. Tüm saçmalık ve anlamsızlıklar içinde seziyorum ki, O var. Olmasaydı her şey eksik kalırdı hayatımda. Ben böyle seziyorum.


Ahireti ben bilemem. Çünkü o boyutu beynimizle-nefsimizle anlamak mümkün değil. Mevlana Kuran'da belirtilen baldan akan ırmakların ve Hurilerin birer simge olduğunu çok açık söylemiştir. İnsan beyni ödül ve ceza sistemi ile algılayabiliyor. Bu yüzden kişinin dini aklı kadardır. Herkes aklı ölçüsünde bu kavramları algılayacaktır veya üst boyuta geçecektir.

Allah'ın tüm bu alemleri yaratış gayesi bazı insanları Cehennemde yakmak ya da bazılarını Hurilerin koynuna sokmak için değildir. Bu çok komik geliyor bana kusura bakmayın. Ve ben yalnız değilim. Tasavvufta denir ki "Sanatını görmek için evreni yarattı, kendi güzelliğini seyretmek için insanı yarattı" Ben "görünenin ötesindeki hayat" dediğim zaman her alanında "Allah" olan bir hayatı kast ediyorum.Her ne kadar yakalayabilene küçük küçük mutlulular sunsa da bu hayat sonuçta biz sürgündeyiz.Ait değiliz aslında bu hayata.Burdayız çünkü nasıl ki bir balık suyun içindeyken suyu anlayamaz, biz de Elest aleminde Allah'ı anlayamadık.O yüzden biz bu hayatta sudan çıkmış balıklarız.

Ve evet bu dünyada da yaşanıyor diyorum. Ama sen ölümden sonrasını soruyorsun. Onu ben bilemem. İnanmak başka şey bilmek başka şey. Hükmetmek bambaşka bir şey. Hayal bile edemem. Ama inanırım. Çünkü seziyorum ki O var. Benim derdim görünenin ötesindeki hayatın etkisindeki ve güdümündeki bu görünen hayatı yaşamak. Sezdiklerimi bu hayata aksettirmek. Aklımca kabul ettiğim ibadetle ya da başka bir şekilde.

Kuran İnsandır aslında. İnsanı açıklar. Ama büyük çoğunluğu bu hayatta bitki gibi dekor olan insanı değil. Hz. İnsan'ı. Kuran'ı okurum ama ben kendi aklımın ötesinde yorumlayamam. Allah'a inandığım için tümden gelirim ve kesin doğruluğuna inanırım. Katman katman anlamları vardır. Fahreddin Razi 23 cilt tefsir yazmıştır. Somuncu Baba bir gün hutbeye çıkar ve Fatiha'nın ilk yorumunu yapar. Cemaat mutlu mesut dinler ve kabul eder. 2.Manasını açıklamaya başlayınca "Ne diyor bu yahu?" diye honurtular yükselmeye başlar. 3. manaya geçince "Bu adam kafir midir nedir?" diye sesler gelir. Somuncu Baba anlar ve devam etmez. Nesimi, Bayezid Bestami , Hallacı Mansur,Şems Tebrizi,IBN Arabi gibi din büyükleri yine din adına idam edilmişlerdir. İdam edilmeyi bırakın hemen hepsi işkencelerle acı bir şekilde katledilmişlerdir. Bu manalar kalabalıklarca fetva boyutunda yaşayanlara fazla gelir. İnsanlar hayatlarından emin olmayı seviyorlar. Bir çok insan bal kavanozunu dışından yalıyor ama bundan da şikayetçi değiller.

Valla ben şahsen iyi olan bir Allah'a inanıyorum. Her ne yaşanıyorsa iyidir. Kötü-acı dediğimiz şeyler sadece bizim yorumlarımız. Bu hayat zor bir hayat. Ona şüphe yok. Ama ben insanların hatalarını ya da kendi hatalarımı Allah'a yüklemem.

Evet yaşama arzusu (bence varolma arzusudur) mutlaktır. Yaradılış gayesine uygundur. Birlik aleminden çokluk alemine geçişin bir sonucudur bu. Nefs-beyin hiç ölmeyeceğini sanar. İnsanda her şey Allah'ı zikrederken beyin-nefs etmez.O kendisini Tanrı sayar çünkü. Klasik sınav söyleminin kaynağı budur. Bundan kurtulup kendi içindeki o Allah'ı sezgilerinle bulabilmektir. Başka bir yolla değil. Çünkü iman sadece kalplerdir. Ya inanırsın ya inanmazsın. Bunu da Allah kaderle belirlediği için sorun yoktur. İnanmadığı için kimseyi yargılamam. Allah'ı da yargılamam. Ben kendi hayatıma bakarım. Anlaması zor bir hayat ve zıtlıkların birbirini tanımlaması şeklinde kurulmuş.

Allah'ın kusurlu yarattı dediğin varlıklar bizce ya da sencedir.Senin beynince ya da benim beynimce. Melekler de Allah'a ; "Yeryüzünde sana asi olacak bir varlığı neden yaratıyorsun?" sormuşlar. Bu hayat neden acı dolu ve Allah kendisini en çok sevenlerin yine din adına katledildiği bir kaderi neden resmetmiş bilemiyorum. O bazen kalbimi sızlatan his neden anlayamadığım bir şekilde gelip beni vuruyor bilemiyorum. Bilemediğim ve anlayamadığım pek çok şey var. Ama ben Allah'ı hayatımdan çıkarsaydım (ki böyle bir şeyi de düşündüm) tüm bu hayat curcunası çok daha büyük bir muamma ve eziyet halini alırdı. Ben Allah düşüncesini bana dayatılan bir şeyin ötesinde içimde olan bir şey olduğuna %100 kanaat getirdim. O'na inanmamak, inanmaktan daha zor. Çünkü O var.

Hiç bir şey yokken Allah var. Yok da yok... Sadece Allah... Allah nasıl bir şeydir kafamda canlandıramam. Canlandırabilsem zaten komik bir Allah olurdu. Ruha inanlardan biriyim ama sadece kendi ruhuma inanmıyorum. Tek bir Ruh var ve de o Allah'ın ruhu. Bunu kasap hesabıyla 100gr onda 200gr bende olarak düşünmüyorum. Var sadece. İnsan 4 şeyden oluşuyor. Ruh-Gönül-Nefs-Beden Ruh Allah'ın ruhu ve bilinemez. İnsanın şu an beden dediğimiz şeyin içinde midir, farklı bir boyutta mıdır bilemem.Zaten Kuran'da da Ruh bir sır olarak belirtilmiştir. Gönül bizim kalbimizdir ve Allah'ın güzelliğini seyredeceği aynadır. Ama nefs-beyin buna uygun olmalıdır. Bedense maddi varlığımızdır ve ölünce diğer madde alemine karışacaktır.

İyi olan şey kendi gönlümde hissettiğim bir şeydir benim. Olması gereken kavramı kişiden kişiye değişen bir şeydir. Tüm evren bizim beynimizin bir tasarımıdır ve bu beyin ölünce tüm o farklı evren yok olur. (Bu yüzden İnsanın ölümü küçük kıyamettir.) İyi olan Allah dediğim zaman benim anlam veremediğim bir şekilde bazı anlarda bu hayatın dayanılmaz zülmü karşı hissettiğim O yakınlık hissidir. Ben içimdeki hiç bir şeyi reddetmemeye çalışıyorum. Acı çektiğim zaman zorla neşelenmiyorum. Ya da üzüldüğüm zaman insanların arasına girip kendimi kaybetmeye çalışmıyorum. Her neyse o hissi yaşamaya çalışıyorum. Ve zaman zaman bana öyle bir his geliyor ki ben benden daha büyük bir şeylerin parçasıyım. Bu herkese geliyor ama herkes farklı farklı yorumluyor.Birisi mide gazı diyor ben Allah diyorum. Benim yorumum bu. Diğerlerinin yorumu onları ilgilendirir. Karşılaştırmalı bir üstünlük söz konusu değil.

Olanla olması gereken arasındaki uçurumun kaynağı sonsuz varlığımızla sonlu varlığımız arasındaki çelişkiden kaynaklanıyor olabilir. Tam emin değilim. Bu konu hakkında daha önce düşünmemiştim.Sanırım sonsuz varlığımız herkes için aynı düzlemde. Ama sonlu olan beynimiz bunu belli ölçülerde anlayabiliyor. Din de zaten sonlu ile sonsuzu uyumlaştırmak için var.

Allah kimdir, ne iş yapar, bizi bir yerlerden izleyip çekirdek mi çitletir bilemem.Ulaşılmaz hayaller ve bulutlar içinde bir şeyler hayal etmiyorum. Dediğim gibi bir his sadece. Sezgisel bir şey. Kendimde ondan bir şeyler olduğunu seziyorum. Ben bu resmin hisseden kısmındayım. İmgelem biçimini demişsin ama bunu anlatmak çok zor. Anlatmanın da bir anlamı yok bence bu kişisel bir şey. Bende böyledir başkasında farklıdır.

Kızgın yağlar, ateş vs birer farzi anlatım. Öldükten sonra nefs temiz hale getirilecektir deniyor. Kendisini inkar ettiği ölçüde acı çekecek. Ya da şu an çekiyor.Öldükten sonraki yaşamı ben anlayamayacağımı ve hayal edemeyeceğimi belirttim. Çünkü o farklı bir düzlem ve artık o noktada inanç devreye giriyor. Ben şunu biliyorum: Bu hayatta beynime anlayamayacağım pek çok şey oluyor. Dünyaya bakmaya gerek yok.Kendimi dinlemem yetiyor. Allah'ı tam olarak bilmem mümkün değil. Tanımlayabilseydik-resmedibilseydik o şey Allah olmazdı galiba... Elbette tam olarak anlayamamanın verdiği çelişkiler var. Sonuçta ben bir peygamber ya da seçilmiş kişi değilim. Bunlar üzerinde de sürekli kendimce düşünüyorum. Ama onca geçen zamana baktığımda ne kadar düşünürsem düşüneyim O'nun var olmadığına inandığım bir an yaşamadım.

Az önce kalktım ve bana öğretildiği gibi abdest alıp bana öğretildiği gibi namaz kıldım. Eğilip kalkarken aklımdan kız da geçti 10 gün sonra gideceğim askerlik mevzusu da. Bu ritüeli yerine getirirken büyük bir hipnoz halinde sadece ruhumun temizlendiğine inanmıyorum. Namaz kıldım çünkü ben bende beyinden-nefsten başka bir şeyler olduğunu kabul ettim. Simgeler önemlidir ve insanları güçlü kılar. Sürekli Allah'ı reddetme eğiliminde olan tek şey:beyne bir dayatmadır bu.Ha bu dışardan görünen boyutu. Ben kendi içimde namazın bana Allah'tan gelen enerjiyi yaşama aksettirme de yardımcı olduğu gibi pek çok şeyi de düşünüyorum. Bunlar ayrı.

Tümden geliyorum dediğimde aklıma geleni şöyle anlatmayı deneyeyim: Bir gece yarısı gökyüzünü izlediğimde benden büyük bir şeylerin olduğunu ve tüm bu cümbüşün bir anlamı olduğunu seziyorum. Kendimi bu büyük güç içersinde sürekli enerji alış verişi yapan bir varlık olarak görüyorum.Kendimden büyük olan bir şeylerin varlığını kabul ettiğim için Allah'a, peygamberlere ve Evliyalara saygı duyuyorum. Onların söylediklerini kendimce yorumlayıp kabul ediyorum.


Düşünen ve sorgulayan bir çok insan için klasik dini söylemler anlamsız ve komik gelebilir. Çünkü senin de pek çok yerde vurguladığın gibi her ne kadar bunu kabul etmeseler de insanlar dini bir ticaret olarak görüyor...Bu hemen her dinde böyle. Ama insanların dinin sadece şekil kısmını almış olmaları ve keyfe-keder yorumlamaları dinin pek çok öğretisini silip atmak için geçerli bir sebep değildir bence. Sufizm, Tasavvuf inançlı insanlar için klasik söylemlerin ötesini vaadetmektedir. Her ne kadar ticarethaneye dönmüş olan tarikatlar bunları da tekellerine almış olsalar da kendi aklını kullanarak bunları okuyanlar için bir çok çözüm vardır bu öğretilerde. Ama yine belirteyim ki Allah'ı anlamak ve bu hayatın nedenini, nasılını kesin sınırlar içinde çözmek imkansızdır. Sadece herkes aklı ölçüsünde... Bu yola gerçekten giren insan sayısı çok azdır ve bunların büyüklerinden pek çoğu din tacirleri tarafından katledilmişlerdir.

Bir dindekiler kendi dininden olmayanların, başkaları, kendi dininden olsa bile gereklerini yerine getirmeyenlerin, tarikatçılar kendi tarikatından olmayanların Cehenneme gideceğini iddia ediyorlar. Bu insan grupları inançsız birsini görmek istemiyorlar çünkü böyle bir ihtimalın varlığı onları dehşete düşürüyor. "Ulan kek gibi bir ton ibadet edip zina yapmadık" diyorlar için için . Kaygan bir inanç zemininde asıl amacını bilemedikleri ibadetleri, yaptıkları kötülüklerin telafisi olarak ifa ediyorlar. Adam kendi payından hariç mirastan kalan kardeşinin payını (yetim hakkıını) yiyor ama 5 vakit namazını kılıp kimseye dinine söz söyletmiyor. Orucunu tutuyor zekatını veriyor ama yanında çalıştırdığı işçinin hakkını yiyor. Ben bir çok ibadeti yerine getiremiyorum. Ama öyle yaşamaya çalışıyorum ki kimseye zararım dokunmasın. Kimseyi hidayete erdirmek gibi bir amacım-meselem yok. Kendi algım çerçevesinde biliyorum ki bu hayata yaptığım katkı kadar pay alacağım. Sevgi ve duygu anlamında. Esas olanın kendi içinde tutarlı yaşamak olduğuna inanıyorum. Çok dindar görünen ama Allah'tan nefret ettiğini için için sezdiğim insanlar görüyorum. Dindarlık kisvesi altında kendi yaşadığı iğrençliklere bahaneler üretenleri biliyorum... Bütün bu kişilerin varlığı benim kendi dinimi eleştirmeme yol açmıyor. Sadece insanlığın büyük bölümünün neden böyle olduğunu anlamaya çalışıyorum. "Allah bizden ne istiyor acaba?" diyorum. "Ben nasıl yaşamalıym?" diyorum. Yoldaki bir taşı alıp kenara sevap olduğunu düşünerek değil, arabanın birisinin tekerleğinden sıçrayıp birinin gözünü çıkartmasın diye koyuyorum. Kamuda çalışıyorum ve burdan özel işim için telefonu kullanmıyorum. Çünkü ahlaki bulmuyorum. Oruç tutuyorum ve sebebini bilmediğim bir haz duyuyorum. Pek çok anlaşılmaz olduğunu baştan kabul ettim ben bu hayatta. Sezgi-his boyutuna hakim olamıyorum belki ama dinin bu öğretilerinin içimdeki o sonsuz bilinmezi bir parça olsun anlamama yardım edeceğini biliyorum. Çünkü yaşıyorum bu hissi.

Bütün bunları sadece kendi duruşumu ortaya koymak için yazdım. Bir nevi itiraflarım.

Ben tüm dinlerin savunuculuğunu yapacak değilim. Benim alanım bu değil. Ben sadece kendi aklımla algıladığım kendi yaşayışımı ortaya koyabilirim. Ve bunu dediğin gibi dehşete düştüğüm için değil sadece sorgulayan bir insan olmanın gereği olarak yaparım. Senin yazdıkların üstüne düşünüyor olmaktan ötürü sana minnetarım. Ama sorgulamaktan anladıklarımız da çok farklı sanırım. İlk olarak bir şeyde anlaşmamız gerekiyor sanırım. Ayrıldığımız noktayı iyi belirleyelim. Ben Allah'a sezgisel olarak inanıyorum. Bu inancın getirisi olarak İslam dinine mensubum. Esasında, din tektir ve tüm peygamberler aynı şeyleri söylemişlerdir. Benim için hayat Allah'tır. Hayatı her alnında sorgularım. Her yaşanan-hissedilen şey O'nun bir ifadesidir. Yanlış anlaşılmasın nasıl olduğunu bilemem ama Allah mutlaka bir surete sahip. Yani sevigidir, aşktır demiyorum. Bunlar O'ndan gelir ama tek başlarına O değillerdir. Tanrıyı aklamaktan bahsetmişsin. Öncelikle şuna karar verelim. İnsanların Tanrıya bir yanılsama olarak inandığını mı söylüyorsun yoksa "Tanrı var olabilir ama ben O'nun kötü bir Tanrı olduğuna inanıyorum" mu diyorsun? İlkinii kesinlikle kabul etmediğimi ve benim inancımın sezgisel olduğunu daha önce belirttim. Bu yüzden Allah'ı ispata veya O'nun varlığının aksi iddialarına cevap vermeye yeltenmiyorum. İnanç kalp işidir.

Dinsel yıkım olduğuna katılıyorum. Ama bu yıkımda bana biçtiğin payı kabul etmiyorum. Ben inancımı kendi kişisel hayatımda yaşıyorum. Hiç kimseye bir dayatmada bulunmadığım gibi hiç kimseyi de benim gibi inanmadığı için yargılamıyorum. Vicdanızı aklıyorsunuz demişsin ama bunda ne kötülük olduğunu anlamadım. Yok eğer insanların günlük hayattaki laçkalıklarına karşılık ibadetle kendilerini iyi hissetmelerini kastediyorsan bu konuda hemfikiriz. Ben "Bir"e inanırım.Şöyle ki, tüm insanların ortak bir hayatı yaşadığını düşünüyorum.Afrikadaki bir açın yüreğinde duyduğu acı, bir Iraklının gördüğü zülumun gönlünde yarattığı tahribatın,oğlunu şehit vermiş bir annenin feyadının her şeyin benim gönlümde ve ruhumda bir etki yarattığını düşünüyorum.Eğer insanoğlu onca elde ettiklerine rağmen bir türlü huzuru bulamıyorsa sebebi dünyadaki acılardır.Bunun bedelini sen de ben de herkes de ödüyor ve ödemeye devam edecek.Ve bunu sadece bu zaman boyutunda düşünme.Tarih boyunca çekilen ızdırapları buna kat. Birey olarak bu kötlüklere engel olmamız çok da mümkün değil.Bir şeylere "dur" demek istiyorsa insan, kendinden başlamalı."Benim derdim kendimle" diyorum hep.Bu yüzden.Bu hayatı yaşarken olumsuz enerrjimi minimize etmek istiyorum.İnsanlara ve hayata yaymak istemiyorum.Tersine olabildiğim kadar olumlu olarak bu hayatta bir denge yaratmak istiyorum.VE bunu da enerji boyutunda düşünüyorum.Çünkü inanıyorum ki bu anlamda 1 doğru 10 yanlışı götürür.Çok uç gelebilir ama benim bir insanla gülümseyerek bir şeyler paylaşmam olumlu bir enerji sunmam hayata bu mezalimleri yapanların yüreğindeki ızdırabı bir nebze olsun dindirir.Ve belki de daha iyi olmaları yönünde bir adım sağlar.Bunun etkisinin ölüçüsü ne kadardır, o benim konum değil...

"Sen kurtuldun birkaç kişi kurtuldu ama diğerleri yanılşgı içinde Din in suçu yok o gerçek öylemi?"
Bu benim üzerinde düşündüğüm bir şey. Seçilmiş kişileri bir kenara koyduktan sonra, köydeki bir kadının, şehirdeki bir bankacının, bir imamın, bir mühendisin, benim , herkesin adil düzeyde içinde Allah olan hayatı anlayabileceği ve sezebileceği bir düzlem yok mudur? Geldiğimiz bu noktadan sonra ikiye ayrılıyoruz. Sen dine bunun sebebini atfediyorsun, bense bunun olduğu bir düzlemin var olduğuna inanıyorum.

Bu fildişi kule konusunda haklısın. Evet ben bu hayatı kendi tasarımım çerçevesinde beynimde yaşıyorum bir boyutta.Günlük hayatımda din tüccarlarına müdahale etmiyorum bu da doğru.Kendimi aciz hissettiğimden ve gücümün olmadığını düşündüğümden değil... Yapılması gerekenin doğruları anlatmak değil, doğruları yaşamak olduığuna inandığımdan. Yaşıyorum ve gösteriyorum. Huzurumu ve mutluluğumu iş yerimdeki insanlar da görüyor, evde ailem de. Ben ortak bir enerji yığınından beslendiğimize inanıyorum. Ben bu enerji yoğunluğuna olumsuz katkıda bulunmamaya ve olumlu yaşamaya çalışıyorum. Çok güçlü ve yüce fikirlerden bahsedebiliriz. Ama bunlar gördüğümüz gibi ortak noktaları bulunamayan ve kişiden kişiye değişen şeyler. Ve ne kadar yüce olursa olsun iki insan arasındaki olumlu bir göz teması kadar etkin değildir. Sen bana din tüccarlarına müdahalede bulunmuyorsun diyorsun ama ben günlük hayatımda insanalra karşı duruşumla, hitabımla bir şeyler verdiğime inanıyorum. Tüm sorgulamalarımı günlük hayata nasıl aksettirebileceğimi düşünüyorum.

Tüm bu saydığın kötülüklerin sebebi olarak dini gösteriyorsun ve beni huzur bulduğum için suçluyorsun. Buna katılmıyorum. Evet insanlar dini bence çok yanlış algılıyor ve bal kavanozunu dışardan yalıyorlar. Ama yüzyıllardır bunun yerine koyulabilmiş bir şey yok. Diyelim ki dediğin gibi tüm dinleri yıktık. Geriye insanlara ne kalacak? Hangi ütopik hayat uygulamaya geçilirlecek. Madem sorun dini yorumlayan insanoğunda (genel manada nefste) değil, dinde, o halde bunun yerine nasıl bir düzen koyulabilecek? Evet. Haklısın. Dediğin gibi geleceğimi görmek istiyorum. bu insanın yapısının getirdiği bir şey. Bunu nasıl yokedebileceksin ki?

Şeytandan çok bahsetmişsin. Bunu "kötü Tanrı " manasında mı söylüyorsun yoksa "Tanrı var bir de şeytan var" manasında mı bilemiyorum. Konu sışında gibi görünse de Şeytan hakkında Hallac-ı Mansurun Tavasin kitabından öğrendiklerimi aktarayım. Şeytan'ın Hz.Adem'e secde etmesi emredilince Şeytan buna karşı çıkar. Ama Allah'a secde etmekten vazgeçmez! "Sana secde ederim ama ona etmem" der. Edersin-etmezsin derken şeytan "Seçim sensin. Sen bana bunu seçme hakkı verdin. Ve sen benim seçimimi biliyordun." der. Bir anlatımda da Şeytan Allah'a aşıtır ve Yüzünü O'ndan başka bir şeye çevirmesi mümkün değildir. Bu yüzden Hz.Adem'e secde etmemiştir. İyi-kötü ayrımı yapmıyorum ben bu hayatta. Şeytan da yapması gerekeni yapmaktadır. Ve küçük aklımla ona kötü demem.

Seninle ayrıldığımız en temel nokta bu. Ben iyi olan bir Allah'a,Meleklere, Peygamberlere ve öğretilere inanıyorum. İnsanların bunları kendi nefs-beyinlerinde "bize göre" yanlış yorumlayıp acı çekmesi ve çektirmesi öğretilerin yanlış olduğunu göstermiyor bana göre. Ben bunları kendi aklım ölçüsünde yorumlayıp yaşadığımda ham softa-kaba yobaza dönüşmeden huzur ve mutluluk buldum. Demek ki sorun öğretilerde değil. Ama yaşanan tüm hayata baktığımda gördüğüm acı karşısında da yine Allah'a sığınıyorum. Doğruları kendi yaşamıma aksettirmekten başka bir şansım yok Khaos. Sen inanmıyorsun belki içinden mide gazıdır diyorsun ama ben seziyorum. O var. Böylesi bir sezgi karşısında dinin sapkın bir şekilde yorumlanması sonucu yaşanan acıların arkasında duruyor gibi görünmek pahasına O'na inanıyorum.Huzur buluyorum. Zaman zaman diğer insanlar için üzülüyorum ama yine iyi olan bir Allah'a inandığım için iyi biteceğini düşünüyorum.

Yazının tamamında "sen ve senin gibiler" demişsin. Bunu benim üstümden insanlığa hesap tutmak olarak algılıyorum ve kendimce tolare edebiliyorum. Yoksa beni belirli bir kategoriye koyup ordaki tüm herkesle birlikte idam ettiysen zaten konuşacak pek bir şey kalmıyor.

İşin tuhaf tarafı bunları Allah'a inandığını iddia eden hiç kimseyle konuşamıyorum. "Yahu bu Allah ne iş yapar?" deyince adam ters ters bakıyor. İlk defa bu kadar rahat yazıyorum ama karşımdaki sen benim kendimi kandırdığımı düşünüyorsun. Bu benim çilem sanırım.

Sen ise bu fikirlerini inanan birisine açtığında inancı zayıf temelli olması durumunda ya seni görmezden gelmeye çalışacak ya da hakaretleşmeye varacaktır. Gerçekten sağlam inançlı ve bu fikirlere katlanabilecek birini bulduğunda ise sezgisel inancın kuvveti karşısında tüm söylemler sorgulamaya değer olsa bile gerçekten inanan için havada kalacaktır. Belki de bu da senin çilendir.

Sanırım baştan almamız, insandan başlamamız gerekiyor. Merak ettiğim konu sence insanın özü iyi midir kötü müdür? İnsanların isteklerinde bir kötülük göremiyorum diyorsun... Ben buna katılmıyorum. Bu hayattaki tüm değerler görecelidir. Mesela bir insan zengim olmak istediğinde birisinden, birilerinden daha zengin olmayı ister. Hırsızlıklar, yolsuzluklar bunun içindir. İnsanoğlu kendisini bir şeye layık gördüğü zaman kaçınılmaz olarak bir başkasını kıskanır ve ona kin besler. Mutsuz olan bir insan etrafında mutlu insan görmek istemez. Tecavüzcü bir katil kendi komplekslerinin ve ezilmişliklerinin intikamını almak ister. Kendi çocuğuna tecavüz eden bir adam bile esasında varolmak ister. Ama için için kendi yetersizliklerinin ve anlamsızlıklarının farkında olduğu için bunu kendini ve tüm insanları tiksindirecek bir yol bularak yapar. Hiçbir şeyi tek bir sebebe bağlayacak kadar düz bir insan değilim. Elbette bütün bunları yapanların farklı farklı sebepleri vardır. Ama ben bunların özünde anlamsızlıklar ve varolma arzusunu görüyorum. Din konusunu bir kenara bırakalım. Acaba insan gerçekten kendisi için iyi olanı biliyor mu? Biliyorsa gerçekten bunu istiyor mu? Ben bildiğini, ama istemediğini düşünüyorum. Yani bile bile ladeş oluyor. Acı çekmek istiyor ve kendini mahkum ediyor. İnsanoğlu neden böyle sorusuna Allah'ı safdışı bırakan bir cevap veremiyorum. Sence bütün bunların sebebi sadece ve sadece dini baskılar ve dayatmalar mı? Ben buna inanmıyorum.

Nefsin farklı kademeleri var.Ama bunlar dini öğretiler olduğu için ilgini çekmeyeceğini düşünüyorum.

Savaşları da dine bağlamışsın. Ama ben şimdiye kadar yapılan tüm savaşların insanoğlunun o bitmek tükenmek bilmeyen sahip olma arzusuna dayandığını düşünüyorum. Bu arzulara sahip kişiler dini kullanmışlardır. Osmanlı'nın da İslamı yaymak gibi bir amacı olduğunu falan sanmıyorum. Amaç daha fazlasına sahip olmak, daha fazla hükmetmek olmuştur her zaman. Bu yolda din kullanılmıştır. Ama savaşlarda akan kanın temel nedeni insanoğlunun varolmayı daha fazla şeye sahip olarak gerçekleştirmeye çalışmasıdır.

İlk başta dediğim gibi sanırım insan algımız çok farklı. Sen insanın kendi geleceğini yaratabileceğine inanıyorsun bense insanoğlunun varolma adına kendi yokedecek bir yola gireceğini düşünüyorum.(Allahsız bir hayat teorisinde)

Dinin hatası eksik olmak değildir. Bunu daha önce belirtmiştim. İnsanoğlunda bir yamukluk var. Din olmasaydı da insanlık hiç bir mükemmel düzeni kabul etmeyecek ve kendisi için iyi olanı istemeyecekti. Gelişimin böylesi olumsuzlukları bence kaçınılmazdı. Ha buna gelişim demek ne kadar doğru o da ayrı bir tartışma konusu. Ben yıkılarak da olsa gelişim diyorum...

Neyi kastetttiğini biliyorum. "Madem insanoğlu yamuk, madem sen iyi olan Allah'a inanıyorsun, peki, neden Allah bu yamukluğa uygun, onu düzeltecek bir din göndermemiş diyorssun?" Bunu bilmiyorum. "Peki neden hala inanmaya devam ediyorsun?" dersen... Ona cevabım ben kendi yamukluğumu düzeltebileceğime ve dini kendimi gerçekleştirme yolunda kullanabileceğime inanıyorum. İtiraf edeyim ki zaman zaman insanlığı pek de umursamıyorum.


Bir forumdaki konuya attığım mesajlardan oluşmaktadır.
1/8/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder