10 Eylül 2010 Cuma

Kissing Jessice Stein (2001)

Öncelikle bu kadar iyi bir film izleyeceğimi hiç beklemiyordum. Filmin türü komedy,drama ve romantik olarak tanımlanmış ki bu üç tanımlamayı da sonuna kadar hakedene çok az rastlanır. Filmin hem yönetmenin hem de senaristlerinin sinema geçmişlerine baktığımda tanıdık bir yapıma rastlamadım. Bu filmin gözden kaçmış olmasını anlayamıyorum. Bridget Jones's Diary'e bence minyatür kalede 5 çeker. Diyaloglar çok özenli yazılmış. 28 yaşına gelmiş ve bir türlü "doğru erkek"i bulamamış olan Jessie'nin hikayesi nedense bir yerlerden tanıdık geldi... :D Kızın hayran olduğu alıntıya bakalım...

"Durmaksızın yinelenen,tanımlanamayacak kadar monoton ve yıpranmış insan ilişkilerinin sorumlusu tek başına tembellik değildir. Sorumlu, önceden tahmin edilemeyen herhangi bir deneyimin karşısında yaşadığımız çekingenliktir.Yalnızca her şeye hazır hiçbir şeyi dışlamayan biri,bir ilişkiyi canlı bir şeymiş gibi yaşayacaktır.Bunun dışında tüm yaşananlar, daima korku ve monotonluk yüklü olmaya mahkûmdur."

Aslında filmin özeti de bu cümlelerde. Kız hayran olduğu cümlelerin aksine pragmatist bir yaklaşımla olası ilişkiler hakkında ön değerlendirmeler yapmaktadır. Yani karşısındaki kişi hakında önemsediği bilgileri edinip, onları derleyip bir hükme varıyordu. Josh'un Jessie hakkındaki değerlendirmesine bakalım...

"...niye kendine bir ara vermiyorsun?Birini bulmak için,uygun zaman değil, ne de olsa.Ama yeterince buna açık olmadığın görülüyor.Affedersin?' Üzgünüm ama bunu nasıl anladın?'Ben de bu yollardan geçtim.Ayrıca düşünsene. Charles'ı tanıyalı bir saat oldu ve bu zaman içinde, mesleğini, politik görüşlerini dinini, her şeyini elden geçirdin. Bir dil sürçmesi, farklı bir görüş,ünlü gecikmelerine nazik bir tepki ve yogayla ilgilenmek gibi sudan sebeplerle bir düzine erkeğe hakaret ettin.Ve sanırım, Anais Nin bir yerde şöyle diyordu," Şeyleri oldukları gibi görmeyiz.Onları olduğumuz gibi görürüz."Genel olarak, Nin'in fanatiği falan değilim ama bu sözün, seni bir ölçüde özetlediğini düşünüyorum, Stein.Yani, bence sorun bu zavallı insanlarda değil, senin deyiminle,bu manyaklarda ve moronlarda değil..."

Jessie'nin aradığı şey kendisine uygun bir insanın ötesinde kendisinin bizzat kendisi midir acaba? Kendi yaşam tercihlerine bir onay mı beklemektedir?Helen ile "iyi anlaşmasının" :D sebebi Helen'ın kendisini bu hayattan dışlanmamış hissettirmesi midir? Sanırım filmin sonlarına doğru ilerledikçe Jessie'nin aslında "doğru insanı" aramadığını sadece ne istediğinden emin olamayan bir insanın yaşadığı şeyleri yaşadığını anlıyoruz. Jessie ile benzeşiyorum sanırım. Sadece bende mistik bir taraf var. İlişki konusunu bile sezgisel değerlendiriyorum. Jessie'nin yaptığı gibi somut sebepler değil kendimi dinleyerek uyuşup uyuşmadığıma hükmediyorum. Bir şekilde önyargı... En baştan verdiğim kararı hiçbir şeyin değiştiremeyeceğine kendimi ikna ediyorum. Sezgilerimi mantığımın önüne koyuyorum. Aslında bunu yapmamam gerekiyor... Tabi artık neyi yapıp yapmamam gerektiğini düşünmediğim için bunun bir anlamı yok. :D

Jessie kendisini çok iyi tanıdığını düşünüyor. Galiba kendisini soktuğu kısır döngünün en büyük sebebi de bu. Helen onu yolun ortasında şappadanak öpünce 2-0 öndeyken son dakkalarda 2 gol yemiş Beşiktaş taraftarı gibi kalıyor.Ve kendisini o kadar da iyi tanımadığını anlıyor.

Josh'un Jessie ile Helen arasındaki ilişkiyi öğrendiği sahneye çok güldüm. Yani her türlü kötü ihtimale kendinizi hazırlarsınız da "böylesi" bir ihtimali hiç düşünmezsiniz ya... zuhahahaha Söylenecek hiç bir şey yok. Düşüneecek de... Öyle bir kod henüz yazılmamıştır. :D

"Mutlu olmana üzüldüm çünkü mutluluğunun bir parçası olmak istiyordum" cümlesi güzel bir cümleydi. "En güzel günlerini demek bensiz yaşadın" şarkısı gibi aynı...

Filmi çok beğendim. Hiç düşünmeden 10/8 veriyorum... 19/2/2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder