10 Eylül 2010 Cuma

The Last Kiss (2006)




4 erkek arkadaş... 1 tanesi kızdan çocuk sahibi ve bu yüzden evleniyor... Diğeri çok sevdiğini söylediği kız tarafından terkedilmiş, bir diğeri her gece başka kızla, filmin ana karakteri ise kız arkadaşının 10 haftalık hamile olduğunu öğrenmiş ve bu yüzden tüm hayatının artık öngörülebilir olduğunu farzettiği için dehşete kapılan bir adam...Bu karakterlere esas kızın 30 yıllık evli, anne ve babasını da ekleyebiliriz.
Film hakkındaki yorumlarım spoileriçerecektir bilginiz olsun. Ayırım yapmayacağım.

Filmin neredeyse tüm karakterleri depresyonda. Hiç birinin belirli bir sebebi de yok aslında. Bütün karakterler bir yandan suçlu diğer yandan tamamen haklı... 30 yıllık evli kadın kocasından ilgi bekliyor ama bulamıyor. Peki istekleri gerçekten karşılanabilir mi? "Ben öldükten sonra ne yapacaksın?" diye soruyor... Böyle bir soruya verilecek hangi cevap tatmin eder ki insanı? Tam kadınca bir soru aslında.

"Ben öldükten sonra ne yapacaksın?"

Sonsuz olmak ve her an varolmak istiyorlar... Kadındaki sır belki de budur. Bize sürekli yapmış olduğu bu dayatmanın anlamı budur belki de. Filmin sonlarına doğru olan sahnede güzel bir senaryo örneği vardı. 30 yıllık evliliğinde eşini 3 yıl önce aldatmış kadın ile kız arkadaşı hamileyken onu aldatan bir adam... Kadın(aldatan) kızıyla (aldatılan), Adam (aldatan) kızın babasıyla (aldatılan) ile konuşturuldu. Belki de bu sayede aynı şeyleri yaşmış olanlar adına 2 vekil ile diyalog kuruldu. Bu sayede duygular ve düşünceler daha dürüstçe ortaya konabildi. Adam kendisini savunurken "kızınızı gerçekten seviyorum.Sadece kafam karışıktı" diye cümleleri üstüste kurunca kızın babası süper bir cümle kurdu.Aynen taşıyorum:

"Hala bir anlam ifade etmiyor.Bu hislerinin sadece senin için anlamı var.Önemli olan şeyler ise seviyorum dediğin insanlara yaptıklarındır."

Boşuna patırdamıyoruz burda his dünyamız ile günlük yaşamımız farklı şeylerdir diye. Sevilmek istenen insanın sevildikten sonra tatmin olmamasının bunun ona yetmemesinin anlamı da burda aslında. Banane beni seviyorsan! Ben seni seviyorsam bundan sanane! Hissettiklerimiz bizim için anlamlı. İşte tam da bu yüzden beklenti ile seven insan, beklenti ile sevilen insan huzur bulamıyor. Geçenlerde bir şey farkettim ben bunları kafamda çok açık ve net olarak ayırt edebiliyorum ama sanırım uygun kelimelerle aktaramıyorum ki çoğu insan bir şey anlamıyor. Anlasa da kabul etmiyor. Kabul edemiyor.Tüm sistemi değişmesi gerekir böyle bir bilgiyi özümsemesi durumunda.

Filmdeki karakterlerin depresyon sebepleri günümüzde her an her yerde yaşanan şeyler. Aşırı bir dramatize durum yok. Bu filmde çizilen tabloda birçok kişi kendisini bulacaktır. Ama bana o kadar basit geliyor ki bunlar. İnsanların yaşam tercihlerine akıl sır ermiyor. Ve kadere ve Allah'a inanan bir insan olrak diyorum ki kendi kendime; "demek ki yaşanması gereken bu!".

Adam aldatıyor ve af diliyor. Büyük konuşmak istemem çünkü ilahi adaleti tanıdığım kadarıyla büyük lafları insanın ağzına tıkmakta çok iyi... Ama merak ediyorum; nasıl yaşayabilir ki bir insan böyle bir utançla? Sürekli o insanın gözlerine bakacaksın ve yaptığın şeyin pişmanlığını hatırlayacaksın... Büyük bedel...

Filmin karakter tanımları kayda değer olsa da sorgulamalar yetersizdi. Yaşanan olayların dışında bunalımın sebepleri daha iyi sözcüklere dökülebilirdi diye düşünüyorum. 6/10 veriyorum. 15/4/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder