10 Eylül 2010 Cuma

Music and Lyrics (2007)






Uzun zamandır bu kadar iyi bir romantik komedi izlemiştim. Hatta benim için Mesajınız var'dan sonra en iyi romantik komedi oldu.(Before Sunset ve Melekler Şehrini bu kategori dışında düşünüyorum.) Hugh Grant ve Drew Barrymore tek kelime "cuk" diye oturmuş. Tüm mimiklerden ses tonlarına kadar o kadar abartısız ve iyi bir oyunculuk sergilenmiş ki resmen bayıldım. Bakmayın upuzun film yorumları yaptığıma. Ben sinemayı bir eğlence olarak görüyorum. Tam anlamıyla bir sanat olarak değil. Bu film de uzun zamandır istediğim yağı alınmış ama bu arada abartısız bir anlatıma sahipti. Müzikler tek kelimeyle enfesti. Şu an Sondtrack albümü indiriyorum. Melodi ve sözler hakkında Sophie Fisher'in yaptığı "melodi bir insanı ilk kez görmek gibidir, sözler ise onu yakından tanımaktır" şeklideki yorum oldukça güzeldi. Ama kesinlikle buna katılmıyorum. Melodi bir çeşit histir. Bir anda vurur. Bunca soğuk mantıksal çıkarımlara sahip olmama ve bir yalan olduğuna kendimi ikna etmem rağmen asla romantizmden vazgeçemiyorum. Bir insan ile diğeri arasında bir anda oluşabilecek bir etkileşimin ötesinde zamanla oluşacak şeye bir türlü inanmıyorum ve inanmak da istemiyorum. Madem bir yalana inanacağız gelin en güzeline inanalım. En güzel aşk hayalini kuralım.

Alex Fletcher krakterinde kendimden bir şeyler buldum. Bir şekilde boşvermiş ve kabullenmiş bir insan. Böyle insanları incitmek çok zordur.Ama ben Alex Fletcher ve Sophie Fisher ilişkisinde gerçekten aşık olanın kız olduğuna inanıyorum. Nedense çizilen krakter ve son sahnedeki iki krakterin duruşunu düşündüğümde Alex Fletcher aksadı gibime geliyor.

Aslında Sophie krakteri de buna yakın bir umursamazlık içindeydi. Ama ondaki soru işaretinin nedeni kendisini yıkan adam ortaya çıkınca görüldü. Güçsüz ve özgüvensiz bir insandı Sophie. Kim olduğunun başkası tarafından söylenmesine izin vermiş bir insan... Umursamaz tavrının ve kendine has görünmesinin sebebi aslında insanların gerçek Sophie'yi görmesinden ve beğenmemesinden korkmasıydı. Alex ise çok daha olgun ve tüm iğnemelere karşı duyarsızdı. Bana verdiği hava çok şey yaşamış ve bunları özümseyebilmiş bir insan havasıydı...

Film klişelerle dolu. Hem de en sevdiklerimle. Kafede kahve içen, beraber yolda yürüyen bu esnada konuşan iki insan... Klasik ve doğal... Tam istediğim gibi.

Filmde beni rahatsız eden tek şey dediğim gibi son sahnede Alex'ten o hissi alamamdı. Bu Hugh Grant'ın oyunculuğu ile alakalı bir durum değil. Filmin en başından beri çizilen Alex krakterinin değişime yanaşmaması gibi geliyor bana. Bilemiyorum. Bu oldukça kişisel bir yorum...Filme 8/10 veriyorum. Nedenini bilmiyorum.İlk aklıma bu puan geldi. 8/5/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder