10 Eylül 2010 Cuma

Nasıl Yaşamalı?

Nasıl yaşamalı bilmiyorum. Hayat üzerine düşünüp ahkamlar kesiyorum. Kitap okuyorum ve anlamlandırmaya çalışıyorum. Ama geriye dönüp baktığımda hayatımın yaşanması gerektiği gibi yaşandığına inanıyorum. Bir pişmanlık vs duymuyorum. Ama ben çok da farklı yaşamadım esasında insanlardan. Kızdım, mutlu oldum, neşeli günlerim olduğu kadar gergin günlerim de oldu. Ahlakımı bozmadım. Ama bunu başaranlar da çok. Yani çok da matah bir hayat yaşamadım. Ama dediğim gibi bir pişmanlığım falan yok. Keşke daha çok çalışsam ve daha iyi mevkilere gelseydim dediğim ya da zekamın ve becerilerimin karşılığını alamadığımı düşündüğüm ergenlik dönemi hezeyanlarını da geride bıraktım. Yani diyeceğim o ki, çok matah bir hayat yaşamamış olmama rağmen pişmanlıklarımın olmaması ve hayatımdan memnun olmam karşısında hala bu hayatı nasıl yaşamalı sorusuna cevap bulamamam ilginç. Sanırım ben yapmamam gerekenleri ve hayatın kötü veya yanlış olduğunu düşündüğüm yönlerini kendimde görmemeye çalıştım. Yani nasıl yaşanması gerektiğini bilmemekle birlikte nasıl yaşanmaması gerektiğine karar verdim. İnsanları inceledim ve kendi isteklerimi dinledim. Ne kadarının kendimin ne kadarının toplumun isteği olduğuna karar verdim. Yeri geldi toplumun istekleri olduğunu bile bile yaşadım bazı şeyleri. Ne bileyim beğenilme arzusunu duyduğum bir gün üstümü değişip kendimi dışarı attım. Kendimi dinledim ve bana getirecekleri ve götüreceklerini hesap ettim. Yanlış bir şey yaşayacaksam bile bunu sahtekarca değil göstere göstere ve acısını çeke çeke yaşadım. Yeri geldi insanları kırmak istedim. Bunu da yaptım. Üzülmedim ve pişmanlık duymadım. Onun hissetmesi muhtemel duyguları kendimde aradım. Ben bu hayatı yaşarken elimden geldiğince hislerimi dinleyerek yaşamaya çalıştım. Bana bu öğretildi ve yaşatıldı. Kaderi düşündüm bir süre. Allah'ın ne yaşayacağımı bilmesinin benim için öneminin olmadığına karar verinceye kadar. Kendi kendime Allah'ı anlamanın ne kadar imkansız olduğuna karar verdikten sonra akışına bırakma gücünü buldum ve yeri geldiğinde rahatlığını yaşadım. İnsanların içinde yaşamakla birlikte onlardan kendimi istediğimde soyutlayabilmeyi öğrettim kendime. Yalnızlığın ne bulunmaz bir nimet olduğunu anladım. İnsanlar her tarafta. Ama yalnızlık bir hazine gibi. Sorumsuzca ve sadece kendimle. Dinlemem gereken tek şey o içimdeki kodu çözülmemiş lisan ile konuşan gönül... Hani şu insanların onun isteklerine cevap olarak sadece sevilme arzusu ile kendini yok etmeye çalıştığı... 25/5/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder