10 Eylül 2010 Cuma

Rasgele...

Sanırım ilişki kurduğum insanların anılarında, bilinçaltlarında, ansızın, bir şey tetiklemeden gelen düşüncelerinde bir yer sahibi olmayı önemsiyorum. Her ne kadar bütün bunların geçici birer varolma şekli olduğunu bilsem de, hiç kimse tarafından değer verilmiyor olma düşüncesi bana zor geliyor. Aslında bu açıdan hiç eksiklik yaşamadım. İnsanlar beni hep sevdi. Benim onlara değer verdiğimi görmek istediler. Bu durum beni bir yandan onure ediyor, diğer yandan kalbimi burkuyor…

İnsanların sevgi ve teveccühlerini hep hissettim. Nedensiz yakınlık duydum bazısına… Dillerinin ne söylediği önemli değil, beni önemseyen insanları hissedebiliyorum. Ve bazen en yakınımda görünenlerden bu hissi alamıyorum. Peki, ben önemsiyor muyum? Onların düşünüğü şekilde değil… Kendi tarzımla… Beklentisizce…

__________________

Bir yandan kaybetme korkusu, diğer yandan sahip olamamanın verdiği ızdırap… İnsanlar ya bir şeylere sahip olmak istiyor ya da bir şeyin onlara hükmetmesini istiyor. Bunların hepsinin sebebi kendini tanımlama ihtiyacı. Ya kendisini su sahip oldukları ile tanımlıyor ya da ait olduğu şeyle… “Düşünen bir bireyin ötesinde ben kimim?” Sorulması gereken soru bu... Ama kimse bu soruyu sormuyor. Sadece eylemlerde gösteriyor kendisini. Bu soruya cevap verme yöntemlerinin hepsinin ölümle son bulacak olması cevapları anlamsız kılıyor. Daha fazla istemenin anlamsızlığını daha fazla isteyerek telafi etmeye çalışıyorlar. Bugün 1,5 trilyona hayatının “mükemmel” olcağını düşünen bir banka müfetişi(!) ile sohbet ettim. Kısa keseyim. “İşsizken şu an ki yaşadığın türden bir hayat mı yoksa 1,5 trilyon para mı hayal ediyordun?” diye sordum. Şu an ki hayatını söyledi. E o halde 1,5 trilyonun olsa da değişmeyecek. Yine başka bir şey isteyeceksin. Bu kadar basit bir gerçek nasıl görülmez bilemiyorum. Sanırım çaresizler. Günlük hayatın ötesine geçemiyorlar. Yapacak bir şey yok. 9/10/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder