10 Eylül 2010 Cuma

The Shining (1980)

80li yılların korku filmlerini severim. Günümüzün sözde korku filmleri gibi kapıyı açınca “böööö” şeklinde ses efektiyle ürküten(!) ya da Saw türünden iğrendiren ama korkutmayan filmlerden çok daha farklı oluyorlar. Yavaş yavaş geriyor ve koltuğunuza gömülüyorsunuz. (The Ring ve 6. His bu türün günümüzdeki ender güzel örneklerindendir.) Bir yandan “vursana kafasına” diyor diğer yandan “kaçmak lazım ama nereye?” diyerek kurban gibi kapana kısıldığınızı hissediyorsunuz. Alelade bir baba oğul konuşması bile fondaki müzik sayesinde kalp atışlarınızı hızlandıracak kadar gerebiliyor. Ya da pencereden güneş ışınları süzülürken çekilen sahneler bile korkutmada etkili olabiliyor. Yönetmenlik dehası böyle bir şey olmalı. Otele girilen ilk andan itibaren yaratılan atmosfer insanı içine alıyor. Tabi ben böyle izledim diye herkes için böyle olacak değil. Birçok kere şahit olmuşumdur, arkadaşları ile bir yandan geyik muhabbeti ederek bu tür filmleri izlemiş ve beğenmemiş olanların olumsuz yorumlarına… Bu tür bir filmden zevk almak istiyorsanız kendinizi etkiye açık tutmalısınız.
forum resmi


Gererek korkutan korku filmlerinde çocuklar çok iş yapıyor. Sanırım bu psikoloji ile alakalı bir şey. Her kavram gibi iyi- kötü de ancak diğerinin varlığı ile tanımlanabildiğinden küçük çocuk ne kadar masum olursa kötü olan o kadar korkutucu olabiliyor. Filmin kurgusu ve senaryosu hakkında çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. Gerilim romanları bana hitap etmediğinden Stephan King de okumam. Bu yüzden kitaba sadık kalınmış mı ne kadar kitabı yansıtmış geyiğine giremeyeceğim. Geyik diyorum çünkü sinema ile edebiyat birbirinden ayrı dallar olduğu için kıyaslamayı çok anlamsız buluyorum. Bir kitabı okurken anlatılanlar için olan en iyi hayali kurarsınız. Doğal olarak gerçekleşen şey asla hayalden iyi olmaz. Ben hiç kitaptan daha iyi film olmuş denildiğine şahit olmadım. E ne diye kıyaslıyoruz o halde?

Jack Nicholson muhteşem bir oyunculuk sergilemiş. Nicholson’ı severim ama genelde oyunculuğunu abartılı bulurum. Burada ise abartı cuk diye oturmuş. O yüz ifadesini öğlen güneşli bir havada yolda görsem tırsarım.

Çocuğun annesi Wendy krakteri için de Shelley Duvall seçimi çok yerinde olmuş. Biraz saf, biraz anne, biraz boyun eymeyen… Mimiklerinde o gerilimi hissedebiliyorsunuz.

Ben film yorumlarında senaryoyu anlatmayı pek sevmiyorum. Yani “Jack bir yazardı. Ailesiyle bir otele gitti. Orda çocuğuna baş aşçı dondurma verdi” türünden anlatımları filmle ilgili olarak hemen hemen her yerde bulunabilecek bilgiler olduğu için yorumlarda yer vermeyi çok fazla sevmiyorum.

Her Kubrick filminde olduğu gibi yönetmen hakkında konuşmadan ve tartışmadan olmaz. Sevenlerin bayıldığı sevmeyenlerin izlemeye dayanamadığı tam anlamıyla kült bir yönetmen. Saydım 8 tane filmi IMDB top 250deydi. Çektiği film sayısını düşünürsek bu, bıraktığı etkiyi açıkça ortaya koyuyor. Ben bu filme kadar çok bayıldığım bir filmini izlemedim. Bu yüzden ille safımı belli edeceksem galibiyete kimin yaklaştığını beklemeyi tercih ederim. tongue.gif

8,5/10 22/7/2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder