10 Eylül 2010 Cuma

Sorgulamak...

Sürekli bununla karşılaşıyorum. İnsanlar benim sorgulamama takmış durumda. Onlar için çok boş bir iş yapıyorum. Düşünmeye gerek yok. Sadece yaşamak gerekiyormuş. Nefes almak, gezmek dolaşmak, eğlenmek, gülmek, üzülmek, kızmak… Hayat bu insanların çoğu için.Fantastik (ona göre saçma) filmleri sevmeyen babama “insan sadece akıldan ve mantıktan oluşmaz. Hayal gücü diye bir şey var bizde.” Diyerek ikna etmeye çabaladığımı hatırlıyorum. Bugün gergin bir anımda arkadaşa patladım. “İnsanların soru sormadan hayatlarından emin bir şekilde yaşamaları beni deli ediyor” dedim. İşin acı tarafı bunu bir meziyet olarak görüyorlar. Birbirleriyle ne kadar çok birlikte olurlarsa, ne kadar çok kendilerine boş uğraş bulurlarsa o kadar fazla kendi anlamsızlıklarını unutuyorlar. Birbirlerine laçka bir biçimde hitapta bulunmayı, küfürlü konuşmayı samimiyet olarak görüyorlar. Filozofları başka yapacak işi olmadığı için kös kös düşünen gereksiz insanlar olarak yorumluyorlar. Yani bu noktada denilebilir ki, “sana ne kardeşim. Sen kendi işine bak. Onlar kendi hayatına”… E iyi de ben bu insanlarla ortak yaşam alanlarında birlikte yaşıyorum. Bu insanlarla ortak geçmişim ve geleceğim var. Aralarından birisi ile evleneceğim. Ya hu ben kiminle ne konuşacağım? Hayatın sıkıcı monotonluğu içinde yok olup gitmek zorunda mıyım ben arkadaş? Bir Allah’ın kulu yok mu her gece yatağına girmeden önce “nedir bu hayat? Nasıl yaşamalıyım?” diye soran? Hissederek soran. Uykusu kaçan… Ben bu kadar mı anlamsız işlerle uğraşıyorum ve bu insanlar bu kadar mı rahat? Yemek yiyip, sevişip tuvalete gitmekten başka önemli bir şey yok mu yani? Sakın bana “aşk-sevgi” demeyin vallahi havale geçiririm. Ben insanların aşk diye sevgi diye yaşadıkları şeyin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Bir zamanlar ben de yaşadım. Kendi yetersizliklerinin telafisini başka insanlarda arayan yığınlar…

Ha bir gurubu atladık. Bu tür sorularla ilgili görünen bir kesim var. Karı kız tavlamak için belki de hayatın anlamını sorgulamak gibi kutsal işini en aşağılık bir biçimde kullanmak isteyen gurup… Acısını çekmeyen, sezmeyen sadece papağanlık eden… Bu soruları sorarken derin derin içini çekmeyen…Gözleri buğulanmayan…




İroni midir ne zıkkımdır ondan işte. Ben insanlara acıyorum onlar bana acıyor. Ne kadermiş be…
18/7/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder