5 Eylül 2010 Pazar

Tolstoy - itiraflarım


"Bir düzlükte karşısına öfkeli bir hayvan çıkan yolcu, kurumuş bir kuyunun içine girer, ama aşağıya baktığında kuyunun dibinde ağzını açmış kendisini yutmaya hazırlanan bir ejderha görür. Talihsiz adam öfkeli hayvan tarafından öldürülmek korkusuyla ne kuyudan dışarı çıkabildiğinden, ne de ejderha tarafından yenilmek korkusu nedeniyle kuyunun dibine inebildiğinden, kuyunun içindeki çatlaktaki bir dalı yakalar ve ona tutunur. Ellerinde gitgide güç kalmamakta, o da az sonra kendisini yukarda ve aşağıda bekleyen ölüme boyun eğmek zorunda olacağını düşünmekte ama yine de dala sıkı sıkıya tutunmaya devam etmektedir. Derken 2 fare görür. Bir siyah bir beyaz fare... Fareler sürekli olarak onun tuttuğu dalın üzerinde gezinmekte ve dalı kemirmektedirler. Az sonra dal kopacak ve adam ejderhanın ağzının içine düşecektir. Yolcu bunu görür ve ölümden kurtuluş olmadığını anlar. Dala tutunmaya devam etmekte, ama aynı zamanda etrafına da bakınmaktadır. Dalın yapraklarında birkaç damla bal görür. Bal damlalarına diliyle uzanır ve onları yalamayı başlar."

Al sana HAYAT!!!

Kendimce buradaki simgeleri anlamdırayım:
Bu dünya kuyu…
Günlük hayattaki, insanların elde etmek için kendilerini paraladıkları zevkler, bal…
Tutunduğu dal görünenin ötesindeki hayata dair düşüncelerin ve inancın…
Siyah fare, bizim inancımızı yiyip bitiren endişeler, kuruntular…
Beyaz fare içimizi kemiren kurduğumuz olmaz hayaller…
Ejderha ve hayvan kaçınılmaz ölüm...


Googledan "hayat nedir" diye yazınca karşıma çıkan şeylere baktım da yukardaki hikayedeki "bal"dan başka bir şey yoktu.Hatta daha da kötüsü ilk başta çıkanlar arkadaşlık bulma siteleri.Yani "hayat nedir" sorusu o kadar ayağa düşmüş ki, karı kız, tavlamaktan başka işe yaramıyor.GErçi ben de arkadaşlara böyle şeylereden bahsettiğimde "leyn sen böyle şeylerle ne kız götürürsün" demişlerdi...

O kadar emin ki insanlar.Onlarla bazen imrenmemek imkansız.Yaşadkıları hayatın anlamını bildiklerinden o kadar eminler ki...Sanırım Necip Fazıl'ın "size koca karı imanı lazım" demekle kastettiği şey bu...Sanırım yaladıkları balın bu hayatta varolan tek şey olduğu konusunda eminler...Kusura bakmayın da Tolstoy'un "İtiraflarım" kitabında anlattığı bu hikayeden sonra söylediği kadar kesinlikte olmasa da öyle anlar var ki, bu bal bana tat vermiyor.

"Tanrı Varolmaktır" diyor Tolstoy.Biz Elestte bir söz verdik.İlk başlarda TAnrı bize "Ben sizin rabbiniz değil miyim" diye sorduğunda onun ruhundan başka bir şey olmadığımızdan buna cevap verememiştik.Peygamberimiz olmasa yok olacaktı alemler.O "sen bizim rabbimizsin" dedikten sonra varolduk...Her neyse.Bunlar benim kendi içimde tutarlı ve anlamlı cevap verebildiğim ve de bu tür şeyleri düşündükçe gerçekten kendmi huzurlu hissettiğim şeyler.Ama biliyorum ki o kadar etiketlere bağlı ki insanlar.Benim "TAnrı" dememe bile takabilirler.Hem de Mevlana'nın oğlu (Benim nuzlümün sebebidir dediği oğlu) Sultan Veled'in Maarif'inde, Ahmet Eflaki'nin "Ariflerin Menkıbeleri"nde sürekli olarak TAnrı kelimesini kullandığını bile bilmeden.

O kadar küçük düşüncelere sahipler ki, "Hem Necip Fazıl diyor hem Tanrı diyor...Nasıl oluyor?"diye kendini paralayanlar da vardır.Çünkü alışmış insanlar etiket koymadan , yaftalamadan düşünemiyorlar.

------------------------------------------------------------------------------------

QUOTE
Orjinalden alıntı: çeşminaz
QUOTE
Orjinalden alıntı: StranGe_PassenGer
"Bal" aslında herkese aynı mesafede.SAdece "bal"la tanımlanan şeyler farklı insanar için...Bir kör için bir göz,aç için bir ekmek,birisi için bir araba,diğeri için bir sevgili vs...
Eğer yanlış anlamadıysam "bal" istekler değil ihtiyaçlar senin yazdıklarına göre. Yani insan istekleri ile değil ihtiyaçlarının karşılanması ile mutlu olur öyle mi? Yanlış mı anladım yoksa?

"İstek" ve "ihtiyaç" kavramları çok fazla göreceli kavramlar.İnsan neye ihtiyaç duyar?İnsan neyi ister?İnsan ihtiyaç duyduğunu mu ister yoksa ihtiyaç duyduğunu sandığı şeyi mi ister?Bence bir körün göz istemesi ile basit bir memurun ev ve araba istemesi arasında fark yok...Acımsızca gelebilir...Şimdi Maslow'un ihtiyaç teorisi geyiğine dönmeden şunu belirteyim:SAnırım hepimiz hem fikiriz ki; insanın ihtiyaçları ve istekleri ancak ölünce biter.Kör olan insana bir göz verince mutlak mutluluk ve huzura kavuşacak mıdır????Hayır.Sadeec hayatı eskisinden daha kolay olacaktır ve yeni bir şeyler istemeye, ihtiyaç duymaya başlayacaktır.

istek ve ihtiyaç konusunda benim temel varsayımım, insanlar
gerçekten ihtiyaç duydukları şeyi istemiyorlar.Bu yüzden de bir türlü mutlu olamıyorlar.Sürekli olarak kavuşmayı istedikleri şeye kavuştukça hayal kırıklığına uğruyorlar ve başka bir şeyi istemeye devam ediyorlar.

"Bal" ile insanın gerçek ihtiyaçları arasında bir bağ kurulamaz bence.Benim kişisel fikrim odur ki; insanın gerçekten ne istediği bu hikayede yok.Bu hikayede anlatılan hayat Necip FAzıl'ın "kendisi ile yalan" dediği hayat."Yaradanı ile gerçek olan hayat" ise farklı.

------------------------------------------------------------------------------------

QUOTE
Orjinalden alıntı: Çeşminaz
...Manevi olarak ihtiyacımız ne peki? İnanç, vicdan, merhamet duygusu, sevmek, sevilmek, beğenilmek, kabul görmek, takdir edilmek, huzur...? Nedir?

Senin sık sık bahsettiğin görünenin ötesindeki hayat anlayışının içindeki nedir bilemiyorum ...


Bu saydıklarının hepsi istese de istemese de insanın içinde olan şeyler...İnsan pskilojisi olan varlıktır.Bu saydıkların da psikoloji ile alakalı.İnanç da dahil...Ama benim "görünenin ötesindeki hayat " tanımlamam farklı.Bunların dışında bir şey.Hep dediğim şeylerden biridir: "Kaynağı mantıktan gelmeyen şey, mantıkla açıklanamaz."

Yurt zamanlarında arkadaşla konuşurduk.Anlatırdım o sorardı.Sohbetlerimizde dini de bir içerik olurdu her zaman.Açıkça söyleyeyim:O kadar okudum düşündüm.Merkezinde "Allah" olmayan hiç bir hayat sorgulaması sonuca ulaşmamış...Bu hayata dair bir şeyleri çözeceksek merkezinde "Hakikat" olmalı...Yanlış anlamasın hiç kimse.Asla Necip FAzıl'ın deyimiyle "Ham-Softa Kaba yobaz" olmadım ve hiç bir tarikatle de alakam yoktur.BEn hayatı sorgularken Nesimi, Bayezid Bestami , Hallacı Mansur,Şems TEbrizi,IBN Arabi gibi evliyaları okudum... Bu evliyalar farklıdır.Hem yaşamları hem de söyledikleri farklıdır.HEpsinin ölümüne bakın.HEpsi de din adına öldürülmüşlerdir.IBN ARABI "sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır" demiştir.Bu sözü yüzünden linç edilmiştir.Daha sonra bu sözü söylediği yer kazıldığında mücevher,altın çıkmıştır...Mana açıktır.

Hayatı nasıl algıladığıma dair basit bir örnek vereyim:Ben "Bir"e inanırım.Şöyle ki, tüm insanların ortak bir hayatı yaşadığını düşünüyorum.Afrikadaki bir açın yüreğinde duyduğu acı, bir Iraklının gördüğü zülumun gönlünde yarattığı tahribatın,oğlunu şehit vermiş bir annenin feyadının her şeyin benim gönlümde ve ruhumda bir etki yarattığını düşünüyorum.Eğer insanoğlu onca elde ettiklerine rağmen bir türlü huzuru bulamıyorsa sebebi dünyadaki acılardır.Bunun bedelini sen de ben de herkes de ödüyor ve ödemeye devam edecek.Ve bunu sadece bu zaman boyutunda düşünme.Tarih boyunca çekilen ızdırapları buna kat.Bütün bu acıların karşısında hala bu hayat ve dünya yok olmuyorsa bunun tek sebebi yeni doğan o masum bebekler, çiçekler, ağaçlar ve o Peygamberler,evliyalardır.İnanıyorum ki bir insana göre bu hayat ve varoluş içinde değeri kat kat fazla olan ağaçlar, böcekler vardır.

Birey olarak bu kötlüklere engel olmamız çok da mümkün değil.Bir şeylere "dur" demek istiyorsa insan, kendinden başlamalı."Benim derdim kendimle" diyorum hep.Bu yüzden.Bu hayatı yaşarken olumsuz enerrjimi minimize etmek istiyorum.İnsanlara ve hayata yaymak istemiyorum.Tersine olabildiğim kadar olumlu olarak bu hayatta bir denge yaratmak istiyorum.VE bunu da enerji boyutunda düşünüyorum.Çünkü inanıyorum ki bu anlamda 1 doğru 10 yanlışı götürür.Çok uç gelebilir ama benim bir insanla gülümseyerek bir şeyler paylaşmam olumlu bir enerji sunmam hayata bu mezalimleri yapanların yüreğindeki ızdırabı bir nebze olsun dindirir.Ve belki de daha iyi olmaları yönünde bir adım sağlar.Bunun etkisinin ölüçüsü ne kadardır, o benim konum değil...

BEn "görünenin ötesindeki hayat" dediğim zaman her alanında "Allah" olan bir hayatı kast ediyorum.Her ne kadar yakalayabilene küçük küçük mutlulular sunsa da bu hayat sonuçta biz sürgündeyiz.Ait değiliz aslında bu hayata.Burdayız çünkü nasıl ki bir balık suyun içindeyken suyu anlayamaz, biz de Elest aleminde Allah'ı anlayamadık.O yüzden biz bu hayatta sudan çıkmış balıklarız.

QUOTE
Orjinalden alıntı: Çeşminaz
ancak;
Ben huzur arıyorum benim ihitiyacım olan bu. Huzura ermek için ise gerekli olan etmenler:İnanç vicdan, merhamet duygusu, sevmek, sevilmek, beğenilmek, kabul görmek, takdir edilmek. Tabiiki bunların inanç,vicdan ve merhamet kısmı bu dünya gibi diğer dünyada da huzur bulmam için. Diğerleri de bu dünyada mutlu ve huzurlu olmam için sanırım. Ama insan bu dünyada huzurlu olmazsa ne yazıkki öbür dünyası için pek fazla birşey götüremez çünkü kendisini mutsuz ettiği gibi çevresinide mutsuz edip kafasını bedenini hep bunlarla meşgul edecektir.
Hikayedeki "bal" bu dünyada yaşadığın mutluluklar ancak öbür dünyayıda unutmadan bana göre.

Bu isteklerin hiç biri ket vurulması gereken şeyler değil.Oldukça mantıklı ve hayatın görünen yüzünde yaşanması gerken şeyler.


Bu konuda son söz olarak şunu söyleyeyim.Benim hayatı algılama yönünde yukarda saydıkların herkesin bilmesi,öğrenmesi,uygulaması gereken şeyler değildir.Asla da olmamıştır.Her insan birey olarak bu hayatta var olacak.Tek yapılması gereken "herşeye rağmen, bu hayat yaşamaya değer" diyebilmek.Bunu insan dediği sürece bu hayatta başka bir şeye ihtiyacı olmayacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder