10 Eylül 2010 Cuma

Yalnızlık

İnsanlar yalnızlığın bir yerlerde tek başına kalmak olduğunu sanıyorlar. Boş bir bank ya da bir ovadaki bir ağaç ile ya da deniz kenarındaki eski püskü sandal ile resmediyorlar. Halbuki o yalnızlık türü kalabalıklar içindeki yalnızlık karşısında ne kadar da güçsüzdür. Kafanda üzerinde düşünerek kafa patlatarak ve heyecan duyarak bir çıkarım yaparsın. Dersin ki "işte bu... Ben buldum...Hayat bu..." Ama bunu anlattığında karşındaki insan ya seni yanlışlamaya çalışacaktır ya da burun kıvıracaktır. Bunlardan daha kötüsü belki de sana hak verecektir. Neden daha kötü biliyor musunuz? Çünkü bir insanın sizin yaşayarak, düşünerek, hissederek, acısını çekerek edindiğiniz bir bilgiyi sadece "haklısın" diyerek onaylaması bir şekilde o şeyin değerini yok ediyor. Amaca ulaşılıyor ve yok oluyor sanki. "Aa bu da böyleymiş.Tamam ne yapalım? Yaşamaya devam edelim..." Sen acısını çekmeye devam et. İnsanlar bunu asla senin gibi önemsemeyecekler. Sen gözlerde bir mana aramaya devam edeceksin onlar ela-yeşil-mavi göz aramaya...

Friends'i izliyorum. Diyorum ki kendi kendime "bu harika diziyi benimle izleyecek ve aynı yerlerde gülecek insan sayısı ne kadar da az..." Bir kitap okuyorum ve yazarın diğer kitapları ile karşılaştırıyorum. Çıkarımlar yapıyorum. Ama bunları paylaşacak hiç kimse yok. Ya "ben de kitap okuyorum" diyen ama ne özümseyen, ne yaşamına aksettirebilen kitap yüklü merkepler oluyor ya da karmaşık hayatını anlamlandıramadığı için daha da karmaşık bir şeyler arayarak kendi hayatını normalize etmeye çalışan kadın-kızlar... Konuşacak, paylaşacak kimse yok. Sadece bana bunları öğreten hocam var. Onun derdi de kendine yeter zaten...

Her gece penceremi açıp yıldızlara bakıyor ve bu geceyi, yarını diğerlerinden ne farklı kılabilir ki diye düşünüyorum. "Bugün şu an ölmemem için ne gibi bir sebep var" diye anlamaya çalışıyorum. "Yaşamaya değer daha var" diyorum. Mutlu ve huzurlu olduğumu hep söylüyorum. Ama hayat bu değil ki... Mutlu ve huzurlu olmak için gelmedik ki... Başka bir şey var. Ama ben onda yokum. O varken ben yokum, ben varken o yok... Nasıl kırılabilir ki bu kısır döngü? Bundan bir çıkış yolu var mı? Bilen var mı? Varsa bile bu kadar insan bunu aramıyor ve peşinden koşmuyorsa bütün için ne kadar anlamlı bu?

Sadece huzur buluyorum. Ama benim arayışımı bitirimiyor bu huzur. Nasıl bitirsin ki? İçim de o şey... Yaratılışımda... Yaptığım her hareketin, hissettiğim her duygunun arkasında o var. Bir şey... Bir anlam... Bir cevap... Kim bilir belki de bu hayat sadece bir arayıştan ibarettir. Ve cevaplar yalnızca ölünce alınacaktır. Ama ben bitiş-başlangıç gibi kavramlara inanmıyorum. Sadece form değiştiriyor. Bir şekilde devam ediyor. "Zaman yokmuş ahirette" denmişti bana küçükken...Ben de "o halde şu an orda yaşandı bitti, ya da daha yaşanmadı ve bitmedi, hem de şu an yaşanıyor" gibi şeyler düşünmüştüm... Bunu nasıl çıklayabiliriz ki? Açıklamayız işte. Şu an kullandığımız günlük yaşamın kavramları ile bunları açıklayamayız. Kendi beynimizin veya nefsimizin sınırları içinde hapsolmuşuz. Onun dışına çıkmak bir yandan imkansızken, imkansızı başardığımız anda biz biz olmuyoruz. Dedim ya "o varken biz yokuz, biz varken o yok..." Gel de anla... 29/5/2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder