20 Ocak 2011 Perşembe

Sadece yaşıyorum…

Hep diğerleri üzerinden hayatımı anlamlandırdığımı fark ettim bir süre önce. Bu diğerleri etrafımdakilerle konuşurken tanımadıklarım, bir yerlere yazarken onu okuyanlar dışındakiler, kendi kendime kaldığımda ise benim dışımdaki hemen herkesti. Ve sadece yaşayanlar değil, tarihi kişilikler, rol model olarak sunulan hayaller, film ve masal kahramanları… Hep bunlar üzerinden değerlendirdim kendimi. Bir peygamberin hayatını okurken kendimden bir şeyler bulmaya, kötü sunulan bir karakteri okurken “ben de öyle değilim” demeye çalıştım. Değerlendirme kıstasları bu kadar yüksek, yaşanan hayat bu kadar basit olunca doğal olarak bir anlamsızlık bir boşluk oluştu. Ve aslında daha dürüst bir şekilde düşününce kendimi diğerlerinin gözünden görmeye çalışırken aslında ve özünde kendimi Tanrı’nın gözünde değerlendirdiğimi fark ettim. Her eylemim O’na karşı ve O’na rağmendi. Kendimi diğerlerinden farklı görmeye çalıştığım her anda aslında Tanrı’nın gözünde özel olmaya çalışıyordum. Zaaflarımı “diğerlerinde de var” diyerek küçümsediğimde ise sorumluluğu kadere ve dolayısıyla merhametli yaratıcıya bırakıyordum. Sanırım kendini sürekli olarak başka bir şeylerin gözünden değerlendirmek kendimde olmanın verdiği zorluğa dayanamamaktan kaynaklanıyordu. Salt olarak “Nedir şimdi bütün bunlar? Ben neyi yaşıyorum?” dediğimde asla tam olarak alamadığım cevap yüzünden kaçıyordum kendimden. Neyse ki, inancım vardı ve cevap alamamak sorun olmadı. Şimdi anlıyorum ki, hiç kimse hakkında hiçbir yorum yapmaya gerek yok. “Neden böyle bu insanlar” demenin hiçbir anlamı yok. Aynen “Neden böyle bir hayat yaratmış Tanrı” demek gibi. Bu hayatı ne diğerlerinin ne de Tanrı’nın gözünden yaşamamak gerekiyor. Kendini O’nun gözünden değerlendirmeye çabaladığın her an aslında yaptığın şey kendini O’nun yerine koymak. Hep bir çözüm aradım. Ortada bir sorun olduğunu varsayarak… Sadece geldiği gibi yaşamak sadece kendimi özel varsaymam yolundaki en büyük engeldi belki de. Allah’ın gözünde özel olma saplantısı acı vermekten başka bir şeye yaramadı. Böyle bir şey olmadığını anlamam zaman aldı. Anladığım kadarıyla Allah’ın bizden çok bir şey beklediği yok. Madem bu hayatı ve gizlendi öyleyse saklambaç oynamaya lüzum yok. Penceremden dışarı şehrin ışıklarına baktığımda ve şimdiye kadar yaşadığım hayatı düşündüğümde “güzel” dedim, “kader” dedim hep. Anlamasam da “ben” olarak yaşayabileceğim tek his buydu sanki.
Bu hayatta çözülecek bir şey varsa, bu ne diğer insanlarla ne de “Tanrı ne istiyor” ile çözülebilir. Yani diğerlerini olumlu etkilemeye ne bileyim müthiş bir tarihsel kişilik olmaya çalışmanın bir anlamı yok. Ya da basit manada kendini diğerleri için vazgeçilmez kılmaya çalışmanın… “İnsanlar tarafından bu kadar çok sevildiğimi hissetmesem yine de böyle rahat olabilir miydim ya da kolay vazgeçebilir miydim” derdim eskiden. Şimdi anlıyorum ki bu soru da anlamsız. Seviliyor olmak insanda kalıcı bir huzura neden olmuyor sanki. Hemen her şeyde olduğu gibi olumsuz olan daha güçlü oluyor. Yani biri tarafından sevilmenin etkisi yanında birinin bizden nefret ediyor olmasının etkisi çok güdük kalır. O yüzden sevilme çabası yerine kimseye olumsuzluk atfetmeden yaşamak ve dolayısıyla kimsenin olumsuz elektriğini üzerine çekmemek asıl olan.
Allah’ın beni çok sevdiğini düşünmüşümdür hep. Bunu her düşündüğü anın ardından “acaba yeterince layık mıyım” düşüncesi geldi. Allah’ın buna ihtiyacı yok. Yani benim O’na layık olmama. Aslında bu düşüncemin altında “güzel” dediklerini kaybetme korkusu yatıyor. “Ya bu güzelliği fark ettiğimi anladığında bana bir acı gönderirse”… Cezalandırıcı bir Tanrı olduğuna inandırıldık ya… Ama bana hep daha güzelini verdi. Bunun karşısında ezilme hissi duymuyorum artık. Sadece bir his… Ne olduğunu anlamadığım bir his… Güzel bir his… Asıl olan bu… Neyi hak ettiğini düşünen ben değil bu hissi yaşadığım andaki ben gerçekten var. Bu hayatı katlanır kılan tek şey bu… Bu hissi yaşadığım için penceremden dışarı baktığımda şehrin ışıkları güzel…
Saygı duyulmasına gerekene saygı duy. Uzak durulması gerekenden uzak dur. Nefret edilmesi gerekenden nefret et. Ama bütün bunların hepsini sev.
Düşünüyorum bazen nasıl yorumladığımı hayatı ve ne için yaşadığımı. Eskilerden kalma bir korku belki de bir heyecan vuruyor kalbime. Cevap vermiyorum. Cevaba ihtiyaç duymuyorum. Kendim de dâhil kimseye bu konularda hesap vermiyorum. Sadece yaşıyorum… 03/1/2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder