20 Ocak 2011 Perşembe

Seven Pounds


Hayata dair spoiler içerik vardır.

İntihar hakkında düşündünüz mü bilmiyorum. Ben düşündüm. İntihar etsem nasıl ederdim diye kafa yordum. Depresif, bıkkın, yılgın, acı dolu bir insan olmadığım için intihar hayalim de gayet serinkanlı bir şekilde şekillendi. Yemeğimi yiyip, çayımı içip, biraz belki PES oynayıp, bir ihtimal bir kaç bölüm Seinfield izleyip silahı tam çenemin altına dayadıktan sonra tetiğe basmayı düşündüm. Çarşafların kirlenmesini istemediğim için bunu küvette yapmayı düşündüm ama küvette rahat edemeyeceğime karar verim. Bunu yapmadan önce Acil servisi arayıp adresimi vererek "Ben birazdan intihar edeceğim. Organlarımı almak için acele edin. Kapıyı açık bırakacağım. Bu arada dağınıklık için kusura bakmayın nasılsa ev kira ve eşyalarımı ailem alacaktır.Toplamaya gerek görmedim bu yüzden" diyecektim. Tabi ki her intiharın bir mektubu olmalı. Mektupta kimseye sitemim, üzgünlüğüm, kızgınlığım olmadığını aslında bu hayatı bir çok yönüyle güzel bulduğumu anlatacaktım. Sadece güzel olan her şey anlamlı olmadığı için yaşamamla ölmem arasında çok bir fark görmediğimi söyleyecektim. Şöyle devam edelim:

"Organlarımı falan bağışlıyorum ya şimdi, beni kahraman falan ilan etmeye kalkmayın. Organlarımla yaşayacak insanların yaşamalarını çok umursamıyorum. Yaşarken de benim hep önemsediğim hisler oldu. Tek bir an benim için önemli: Kendisine 2. bir şans verildiğini düşünen bir insanın bunun haberini aldığında yaşayacağı his. Yoksa ben biliyorum genel perpektiften bakınca o insanın da yaşaması ya da yaşamaması arasında bir fark olmayacağını. Ne bileyim 1 yıl sonra kalp yetersizliği çektiği dönemde asıl önemdiği şeyi unutarak alamadığı 2009 model Pejo 406 için üzüleceğini.

Şimdi tanıdıklarım benden bir şeyler söylememi falan beklerler de onlara da diyecek bir şeyim yok. Ne özür diliyorum ne de teşekkür ediyorum. Yaşanması gerekenler yaşanmıştır. Üzerinde çok fazla durmaya gerek yok. Haaa sakın benim için üzülüp müzülmeyin. Şu an birlikte ŞekerPare'yi 10. kez izleyerek güldüğümüz bir atmosferden daha farklı değil hiçbir şey. Bunu kendinize yapılmış bir haksızlık ya da sizleri yok sayma olarak da görmeyin. Sizlerle hiç bir ilgisi yok. Zaten hiç de olmadı. Bundan sonra hayatınızda benim olmayacak olmamın sizde değiştireceği bir şey yok aslında. Ağlayacaksanız ağlayın ama özünde asıl ağladığınız şeyin benim ölümüm bizatihi kendisinin değil ilerde sizin de ölecek olmanızı hatırlatmasının olduğunu bilin."

Spoiler olan kısım da bu son kısım zaten. Bunu söylemek istemezdim ama öleceksiniz abicim. Ama ilginç biçimde bu Spoiler farklı çalışıyor ve bu filmden zevk almanızı sağlıyor.


Her neyse. Biraz da filmin kendisinden bahsedelim. İlk 5dksı beni resmen çarptı. O telefon diyaloğu beni sersemletti. O tür bir zalimliğin hayal edilip senaryoya aktarılmış olması bile beni şok etti. Kızgınlık, Üzüntü falan diyeceğim de o sahneyi izlerken hissettiklerim bunlar değildi. Utandım belki de.İnsanlığımdan utandım.

Will Smith çok iyi bir oyuncu. Ancak Hancock gibi bir filmde oynayan birisinin böylesi bir dram içindeki harika duruşu eski hatıraları silmeye yetmedi. Oynanabilecek en iyi şekilde oynadı.

Film de çok iyidi. 8/10

17/7/2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder